Sunday, 1 October 2017

What to do on a rainy Sunday?

Fall has begun its way by rain and the cooler temperatures but how are we supposed to adjust ourselves to this mood- the season change? 
I tried to help beating Autumn blues in my previous post for the style department, but when it comes to life-style, for making Fall fun, Sunday would be a perfect start since
a) no obligation of leaving home; a work-free day
b) enough time to do fun stuff and make ourselves happier than say, Monday

Sonbahar, düşen ısılar ve sellerle değil de normal şekilde yağan yağmuruyla iyiden iyiye kendini belli etmiş halde. Stil anlamında bu mevsim ve ruh hali değişimine uyum sağlamanın yollarını bir önceki yazımda anlatmıştım. Peki ama yaşam anlamında bu yeni mevsime nasıl uyum sağlarız? Bunun için Pazar gününden daha iyi bir başlangıç noktası düşünemiyorum, zira:
a) işe gitme derdi olmadığından evden çıkma zorunluluğu da yok
b) eğlenceli ve işinize yarayacak aktiviteler yapmak için yeterli zaman mevcut.

- Movies or TV series / Film veya Diziler

Hang on to the short series as long ones will make you suffer during the week as you will constantly wish you were at home watching the episodes while working in the office. The first season and probably the only season of the Sinner has finished and I really loved that show. Taboo is another show I had started but watched only one episode. All reviews are great and my friends can't stop talking about it so this Sunday, I will begin watching again. Yesterday I watched the Irrational Man and quite liked it. If you like the work of Woody Allen similar to Match Point, this may entertain you. 
Even çıkılmayan Pazarların dostu yabancı dizilerde en önemli nokta, kısa dizilere odaklanmak. Aksi taktirde Pazartesi ofise gittiğinizde işlere konsantre olamayacak, gün bitse de eve gidip diziye devam etsem diye düşünerek sosyal hayatınızı da mahvedeceksiniz. The Sinner'ın sezonunu yeni bitirdim ve söylemeliyim ki oldukça sürükleyici ve başarılı bir dizi olmuş. Taboo isimli diziye başlamış ama zamansızlıktan devam edememiştim. Benim bugünümün dizisi Taboo olacak büyük ihtimalle. Film önerisi isteyenlere, nedense daha önce izlemediğim ama dün izlediğimde beğendiğim the Irrational Man'i öneririm. Woody Allen'ın Match Point tadına yakın (ama asla o tadı veremeyen) bu filminde yine bol düşünceli, bol konuşmalı bir hayat yaşayan insanların arasına giriyor, onların yaşadıklarını gözlemliyoruz. Sinema düşünenlere aman diyeceğim bir yapım, bu hafta vizyona giren Mother!. Gerilim film delisi biri olarak Jennifer Lawrence, Michelle Pfeiffer, Ed Harris'li kadroyu görünce hemen bileti alıverdim ancak film boyunca adeta yıprandım sinirden ve sonucunda filmdeki dertlerime çare bulamadım :)


- Writing a letter to yourself / Kendinize mektup yazın

As a person who finds going back in time useless, this has never been my thing as I knew I would be changed and I was not sure if I would be ready to see how much I changed when I read the letter, after 10 years for example. But these days I am thinking of writing a letter to myself every year which will make things more fun as it is easier to handle how you changed over just 1 year.
Geçmişe dönmeyi, geçmişte kalanları yeniden düşünmeyi pek sevmeyen bir yapım olduğundan, bu "10 sene sonraki kendine mektup yaz" modası beni pek çekmemişti açıkcası. Ancak son zamanlarda bunun bir versiyonu olarak her sene kendime bir mektup yazma fikri ilginç gelmeye başladı zira insanın kendindeki bir yıllık değişimi görmesi, 10 yıllık değişimi kaldırabilmesinden daha kolay. 

- Reading printed magazines / Basılı yayınları okumak

I love reading, and reading printed anything is so much for me rather than reading through a screen. That is actually one of the reasons why I love writing for printed magazines. Monocle, Harper's Bazaar and Cosmopolitan are my favourites.
Okumayı çok sevdiğim için basılı olan her yayın benim ayrıca ilgimi çekiyor. Bu sebepten de hatta devamlı basılı yayınlara yazı yazmaya devam ediyorum, yazılarımın birilerinin evindeki okuma köşelerinde, yıllarca duracağını bilmek beni çok mutlu ediyor. Benim ülkemizde sevdiğim yayınlar Cosmopolitan, L'officiel ve Harper's Bazaar. Dünyada ise Monocle seyahatlerde alınıp aylarca okunabilen harika bir yayın. HBS'in dergisini de tavsiye ederim iş dünyasında olanlara.

- Baking / Yemek Yapmak

My favourite activity which happens to be not functioning lately, due to my travels actually helps me a lot to relax and bring back the joy to my life. Yesterday, my nephew was visiting and I wanted to make a quick simple savoury biscuit with what I had in the fridge. 
Hayatıma mutluluk getiren ve beni çok rahatlatan yemek yapma konusundan, son zamanki seyahatlerim sebebiyle çok uzak kalsam da, dün yeğenimin evime gelmesiyle birden ona poğaça yapma fikri geldi aklıma ve elbette o an aklıma gelenlerden oluşturduğum bir tarifle mutfağa giriverdim. Sonuç çok başarılı oldu ancak keşke un miktarını ölçseymişim de size tarifi verebilseymişim. Resimde gördüğünüz kadar un diyeceğim pek olmayacak. Siz 1 bardakla başlayın. Hamurun kıvamına göre eklersiniz unu. Hamur çok yumuşak olmamalı. 
Siyez unu / Flour (siyez or organic)
1 egg
1 dessert spoon of yoghurt / 1 tatlı kaşığı yoğurt
2 kibrit kutusu yumuşak tereyağı / Softened butter, amount is: as big as the palm of your hand :)
İçlerine koymak için hellim peyniri / Hallumi cheese 


Having a relaxed day at home is a bliss for us, the heavy workers who spend all their week out rushing or in the offices looking at the screens. So enjoy your day!
Bizim gibi hafta içi ya oradan oraya koşturarak çalışanlar ya da ofiste bir ekrana bakıp hesap kitap yapanlar, yazı yazanlar için yağmurlu bir Pazar evrenin bize bir hediyesi gibi. İyi dinlenmeler!

No comments:

Post a Comment

Thanks for your comments! Google hesabiniz yoksa "Anonymous"a tiklayarak yazabilirsiniz. Yorumlariniz icin tesekkurler :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...