Thursday, 22 December 2016

Lisbon

IMG_7589

Bu sene leyleği havada gördüm desem yeridir ancak yıl bitmeye yaklaştıkça, Sonbahar'ın esareti altına girmiş, evden işim olmadıkça daha az çıkmaya ve daha çok kahve, DVD, kitap odaklı bir sosyal hayata doğru yönelmeye başlamıştım. Dolayısıyla, arkadaşlarımla yemeğe çıkmak bile zor gelirken, yeni bir seyahat fikri bana hiç çekici gelmiyordu. Ekim ortasında, New York'da yaşayan arkadaşım Zeynep, Kasım sonu için Lizbon'a bilet aldığını söylediğinde, Portekiz'in radarımda olmayan bir ülke olduğunu, Lizbon'un ise, son aylarda sosyal medya akışlarında arkadaşlarımdan gördüğüm resimler dışında, bugüne kadar bende ziyaret etme isteği yaratmadığı canlandı kafamda. Sonra biraz düşündüm ve "hem Zeynep'le zaman geçirmiş oluruz, hem de Avrupa'da yeni bir şehir görmüş olurum" diyerek biletimi alıverdim. Sanırım 2016'nın en iyi kararlarından biri o bileti almamdı zira Lizbon'u çok ama çok sevdim.
Last month, my dear friend Zeynep from New York invited me to join her in Lisbon during the last week of November. To be honest, Lisbon did not make me feel excited at any point before my actual travel began but when I got there, I decided that it had been one of my best decisions in year 2016.
FullSizeRender


Lizbon ile ilgili beni en çok mutlu eden şey, gezdiğimiz sokaklarda her girdiğimiz dükkanın, kendi alanındaki gurmeliği oldu. Örneğin aşağıdaki resimdeki çikolata mağazası; dekorasyonundan, çikolata ambalajlarına, ürettiği ürünün kalitesinden (çikolata kaplı portakal kabuğunda portakalı yediğinizi hissediyorsunuz) ve mağazadaki muhteşem kokuya tam bir mükemmel detaylar şöleni. Veya bir kitapçıya giriyoruz, orası dünyanın en eski kitapçısı çıkıyor. Aa ne tatlı minik cafe diyorsunuz, meğer sadece yumurta ve bademle yapılan tatlıların üretilip sunulduğu bir mekan olduğunu öğreniyorsunuz. Hepsinde malzemeler inanılmaz taze, her detay düşünülüp özenle hazırlanmış ve tüm bunlar yeterince güzel değilmiş gibi, fiyatlarının uygunluğuyla da sizi kalbinizden vuruveriyor. İşte tam da bundan dolayı, "Lizbon'u ben pek sevmemiştim ya" cümlesini duyduğumda o insanların nerede dolaştığını merak ediyorum zira Lizbon'u sevmemek gibi bir cümlenin literatürde işi yok. Belki insanlar en turistik yerlerinde gezmiştir diyerek onlar adına mazeret uyduruyorum kafamdan, ve düşünüyorum. Örneğin Belem bölgesini çok methetseler de evet, yanınıza devamlı bir satıcının yanaştığı, açıkçası bana hiçbir şey ifade etmeyen bir semt oldu orası. Oysa Lizbon'un en çok adını duyurmuş pastanesi orada. Evet oraya da gittik ve evet, meşhur Belem tatlısı Lizbon'da yediğimin en iyisiydi ancak suratsız garsonlar, ortam bile diyemeyeceğim kadar soğuk bir ambiyans ve tek kelimeyle kötü bir tecrübe. Oysa, bir müze ararken yine tesadüfen bulduğumuz, meğer Lizbon'un en eski pastanesi olan Confeitaria Nacional öyle miydi? Hem tatlılar, kahveler şahane, hem de mekanın güzelliğine bak bak bitiremiyorsunuz. Bundan dolayı, Lizbon'a giderseniz, sokaklarını geze geze kendi keşiflerinizi yapmanızı önerdiğim semtler Chiado, Bairro Alto ve Principe Real.
IMG_7560
IMG_7443
Confeitaria Nacional
IMG_7390
Lizbon'un insanları da aslında beni oldukça şaşırttı. Benim genelde İspanyol insanına benzediğini düşündüğüm Portekizliler aslında daha Kuzey Avrupalı imajı çizdi gözümde. Aksansız İngiliceleri (ki neredeyse bu dili konuşmayan yok), kibar ama mesafeli tavırlarıyla beni oldukça etkilediler.
IMG_7389
IMG_7388
IMG_7374
Bettina&Niccolo- Corallo
IMG_7557
San Francisco'daki Golden Gate'i yapan aynı firma bu köprünün da mimarı
IMG_7430
Şu an Lizbon'un en popüler restoranı olarak kabul edilen Bairro do Avillez
IMG_7431
Bairro do Avillez'in yemekleri, Lizbon'da yediğimiz tüm yemekler gibi oldukça lezzetliydi.


IMG_7433
Belem bölgesindeki saray ve katedral gerçekten çok görkemli. Sağanak yağışlı bir günde hava, sanki bir fotoğraf çekebileyim diye 10 dakikalığına güneşi göstermişti bize.
IMG_7496
IMG_7509
IMG_7510
IMG_7494
Belem Pastanesi'nde sadece 1 Euro'ya satılan meşhur Nata tatlısının kendi yorumu olan tatlı anlatamayacağım kadar lezzetliydi
IMG_7278
IMG_7281
Yukarıda gördüğünüz ve hatta göremediğiniz bir o kadar daha alanı bulunan Mercado, Michelin şefli birçok şefin yemeklerini daha uygun fiyata halkla buluşturmasına imkan veren dev bir food court. İçinde birçok dünya mutfağından örnekler bulabildiğiniz bu yerde örneğin yukarda görmüş olduğunuz tabak oranın fast food tabağı. Kendiniz paranızı ödeyip sıra bekliyor, sonra tepside bu şık sunumlu yemeği ve arzu ederseniz cam kadehteki şarabınızı alıp boş olan bir masada yiyorsunuz.
Aşağıda gördüğünüz ürün ise bazı caddelerde satılan, yine buraya özgü bir yemek aslında. Balıklı patates köfte diye tabir edebilirim, hatta içinden peynir de çıkıyor. Ben çok sevmedim ama denemenizi tavsiye ederim.
IMG_7322
IMG_7349
IMG_7575
IMG_7587
MAAT Müzesi
IMG_7591
bookstore
The oldest bookstore in the World
nata
badem
Casa dos Ovos Moles
moi

1 comment:

  1. Merhaba

    bu güzel paylaşım için teşekkür ederim

    ReplyDelete

Thanks for your comments! Google hesabiniz yoksa "Anonymous"a tiklayarak yazabilirsiniz. Yorumlariniz icin tesekkurler :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...