Wednesday, 8 June 2016

Se-ve-mez-sin

YAZI
Yakın çevresinden daha fazla insan ile paylaşacak bir şeyleri olan insanlar için çağımızın en büyük avantajı, kendi yayınını oluşturabilme imkanı vermesi. Bloglar ile başlayan bu süreç farklı sosyal mecra alternatifleri ile her gün genişliyor. Kendi fikirlerini, moda zevkini, stilini ortaya koyan biri ne olmalı? Eleştiriye açık olmalı. Bu cümle, bireysel yayıncıların, yani bloggerların, instagram veya snapchat hesap sahiplerinin en sık duyduğu şey belki de. Neden duyuyorlar bunu? Çünkü okuyucu veya izleyiciler, her zaman yayın yapan kişi ile hemfikir olamayabiliyor. Ve çoğu zaman, bu fikir ayrılığını memnuniyetsizlik olarak yansıtabiliyor. Oysa hayatın güzelliği, farklı fikirlerin coşkusu esnasında birlikte mutlu mesut yaşamak değil mi? Bilmem, biraz inceleyelim isterseniz.
Kendi zevkinizi paylaştığınız bir instagram hesabınız olduğunu varsayalım. Zevkli olduğunuzu varsayıyoruz aynı zamanda. Zevkli derken hemen açıklayayım. Maalesef zevk dediğimiz kavram sonradan ruha enjekte edilemiyor. Bu bir yetenek, aynı yazı yazabilmek gibi, şarkıcıların kulağının iyi olması gibi. Sonradan eğitilerek iyi giyinmeyi öğrenmek mümkün, kendini farklı ilham kaynaklarından yetiştirmek mümkün ama bir danışman yoksa veya üzerinde çok çalışmazsanız, yeni bir trend denerken veya "ben oldum ya" mantığıyla özgürleşmek isterseniz, zevk konusundaki yeteneğiniz sizi ele verecektir.
Hikayemizdeki kadın zevkli. Yani genelde giydikleri beğeniliyor, nereye ne giyileceğini iyi biliyor ve vücudunu tanıdığı için proporsiyon hataları yapmıyor. Böyle bir kadın büyük kitlelere ilham kaynağı da oluyor elbet ve aslında yüklendiği en güzel misyon da bu. Hem sevdiği giyim kuşam işlerini paylaşıp kendisi mutlu oluyor, hem de birçok kadına ilham veriyor stillerini geliştirme konusunda.

Şimdi böyle bir kadın ne yapar? Farklı şeyler dener, bunları beğenip denemeye çekinenlere yol gösterir değil mi neyi nasıl kombinleyeceği konusunda? Yapar yapmasına da, "farklı"ya tahammülü olmayan kimseler buna nasıl tepki gösterir?

Boyfriend ceketin beline kemer takmamalısınız çünkü onun formu boyfriend.
-Taktım ve güzel oldu belki size de ilham olur?
+Yok olamaz çok saçma

Ayakkabının içine şoset çorabı giymemelisiniz çünkü çok saçma
-Bakın, kalın topuklu sandaletlerin içine bile çok tatlı oluyor siz de deneyin
+A-aaa sandaletin içine çorap giymiş bir de gelmiş kendine blogger diyor

Marka diye alıyorsunuz şu baba terliklerinden, ne rezilsiniz
-Ben çok sevdim ve severek giyiyorum. Siz sevmeyebilirsiniz tabii, zevkler renkler farklı
+Nesini seviyorsunuz bunun? Marka diye hep bunlar...

Sevemezsiniz. Siz stil öncüsü olsanız da, dünyanın bütün büyük Moda Haftaları'na katılıp koleksiyonları Anna Wintour ile aynı salonda izliyor olsanız da, Miroslava Duma'nın sokak stiline her gün şahit olsanız da hayır. Sevemezsiniz çünkü kocasını eve gönderip kendisi o günün yemeğini pişirmeden önce instagramda gezinen Hülya, finans şirketinde data analizi yapan Figen veya lisede öğle arasında kantinden sizi takip eden Ayla böyle düşünmüyor. O neyi seviyorsa onu sevmelisiniz.
Oysa siz Hülya'nın, Figen'in, Ayla'nın veya Ayşe, Fatma'nın sevdiği şeyleri sorgulamıyorsunuz. Siz açık fikirlisiniz. Yeni trendlere açık, farklı uygulamaları gördükçe ilham alan ve bunu takipçilerine vermek isteyen masum bir dünyalısınız. Beğenene de beğenmeye de razısınız. Ama kendi beğenmiyor diye sizin beğeninizi sorgulamaları?

Bakın bu nokta cidden çok muhim. Konu Figen ve Hülya'nın sizin yayınladığınız stili beğenip beğenmemesi değil. "Ben beğenmedim", "bana hitap etmedi" gibi yorumlar değil yayıncı kişinin garipsediği.
"Bu ayakkabı bu elbisenin altına giyilmez"
-Nereden vardınız bu kanıya?
+Eleştiriye açık olmalısınız böyle bir hesap işletiyorsanız
-Peki siz farklı fikirlere, farklı kombinasyonlara açık olsanız?

Halka açık bir hesabınız varsa her yazılanı olgunlukla karşılamanız gerekiyor. O sebeple yazılan yanlış bir bilgiye dahi cevap verirseniz hemen cevabı yersiniz "eleştiriye açık olun" diye. Farklı şeyleri de severseniz ya özentisinizdir ya da marka düşkünü. Geçen ay bir blogger arkadaşımın giydiği için linç yediği, oysa benim de hür irademle bayıldığım terlik resminin altına "bayılıyorum" yazdım diye ben de linç yiyordum. "Nesine bayılıyorsunuz çok merak ettim" diyen mi istersiniz yoksa "bu yorumunuz çok saçma" diye yazanları mı. Sevemezsin çünkü o sevmiyor. Milyonlar sevse de, moda sektörü o trendle yıkılsa da se-ve-mez-sin. Ayrıca bir şeyi sevmek için illa moda olması da gerekmiyor. Kimsenin beğenmediği sevmediği bir parça sana hitap edebilir ve sen bunu giyebilirsin. Eğer o parça ile tüm görüntüyü kotarabildiysen, dünyanın en ünlü moda editörü dahi seni alkışlar. Çünkü önemli olan giydiğin sevdiğin parçayı taşıyabilmek, doğru kombinlemek ve doğru yere giymek.

Ama hepsinden önemlisi farklı fikirlere saygı duymak ve kendi beğeninize hitap etmiyor diye başkalarının zevkini sorgulamamak. Herkese anlayışlı ve ilham verici dijital bir gün dilerim :)

2 comments:

  1. her keslimesine tek tek katılıyorum ;)

    ReplyDelete
  2. cok yerinde bi yazı olmus:)

    ReplyDelete

Thanks for your comments! Google hesabiniz yoksa "Anonymous"a tiklayarak yazabilirsiniz. Yorumlariniz icin tesekkurler :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...