Wednesday, 5 August 2015

Shopping Habits


Alışveriş dünyanın en kişisel konularından biri bana sorarsanız. Fazlasıyla hafife alınmış ve başı bol bırakılmış bir konu olduğu için belki de, dünyada bir tüketim çılgınlığı ve kredi kartlarında biriken borçlar söz konusu. Apple, Louboutin ne yaparsa alırımcılardan, nasılsa uyguna alışveriş yapıyorum deyip H&M, Mango'dan çıkmayan ve kasada 1000 TL'ye yakın para ödeyen insanlar belki biziz, belki yakınımız. Kimi ayakkabı hastası, kimi kırtasiye malzemesi... Kimi masa üstü kitap koleksiyoneri, kimi vintage çanta... 

Ben alışverişte hep ne istediğini bilen biriyim kendimi bildim bileli. Her alanda alışveriş yaptığım markalar bellidir ve genel bir stratejim vardır. Kıyafet alışverişinde, yıllar içinde dolabımdaki tüm demirbaşları tamamladım örneğin. Burberry trençkotum, rugan Louboutin ayakkabım, Chanel ceketim, Lady Dior çantam gibi ürünlerin alanındaki en iyi markalardan alınmış en klasik modeller, ilk yatırımlarım oldu hep. Klasik markalar dışına çıkmıyor musun? diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Genç tasarımcıları, farklı markaları hep takip ederim. Özellikle Paris'in bu alanda bir vaha olduğuna inandığımdan, Paris Moda Haftası'ndaki takvim ve takvim dışı defilelerde adı sanı fazla duyulmamış tasarımcıların defilelerine bile giderim vakit oldukça. Ülkemizde de dönem dönem Galata, Nişantaşı ve Karaköy'de ürünleri sergilenen yeni markaları incelerim. İncelerim de satın alır mıyım? Burada bir diğer stratejim devreye giriyor. Eğer ben, çıkış yapmak üzere olan bir tasarımcıdan alışveriş yapacaksam, bu markanın fiyat seviyesi beni çok ilgilendiriyor. Maalesef ülkemizde, 4-5 sene önce Galata'da karma butik modası çıktığından beri insanlar tasarımcı ürününden kaçar oldu. Sebebi ise fahiş fiyatlar. Yerli tasarımcıya karşı bir anda oluşan ilgili sebebiyle, bu genç markaların çoğu fiyatlarını Isabel Marant seviyesine çıkarıverdi. Bundan dolayıdır ki, gerek yurt dışında, gerekse ülkemizde, "high fashion" seviyesinde fiyatlandırılmış genç tasarımcı ürünlerine mesafeliyim, alışveriş anlamında. 
"high fashion" dediğimiz büyük modaevlerinden yaptığım alışverişlerde de bir stratejim var elbet. Ürünlerin Avrupa'da üretilmesine özen gösteriyorum örneğin. Zara'da Türkiye veya Portekiz üretimi bir bluzun 10 katı fiyatına bir tasarımcı parçası alıyorsam, bir zahmet kendisi Çin'de üretilmeyiversin. Zara demişken, kimine göre uygun fiyatlı alışveriş adresi, kimine göre indirim beklenilesi bu marka sayesinde hepimiz, trendleri anında giyebilir olduk. Bu markadan da alışveriş yaparken Türkiye/İspanya ve Portekiz üretimi dışındaki ürünleri almıyorum. Almadığım diğer şeyler ise ayakkabı ve çanta. Bu iki alanda biraz marka takıntım olduğunu kabul etsem de, Zara'dan aldığım ayakkabılar ile hiç rahat edemiyor oluşum da buna etken. 
Yurtdışında alışveriş benim için oldukça rahat. Paris, Londra, Milano ve New York dışında bir şehirdeysem kesinlikle alışverişe bakmıyorum bu ilk madde. Saydığım dört şehirde de bir rutinim var. Önce hangi mağazalar gezilecek, hangi ürünler saptanacak, sonra hangi yerel markalara bakılacak ve sonunda neler alınacak. Bunların çoğu tıkır tıkır işleyen bir plan gibi. Bir şey alma ihtiyacım olmasa bile, beğendiğim birkaç yerel markanın yanı sıra, büyük modaevlerinden birkaçına mutlaka bakarım zira her şehir ve hatta şehirdeki her mağaza farklı ürün getirdiği için, sold-out olmuş birçok ürünü bu farklı mağazalardan birinde yakalayabilirsiniz. Geçen ayki Londra seyahatimde iki gün içinde beş Chanel gezdim örneğin :)
Kıyafet, çanta ve ayakkabı dışındaki alışverişlerim genelde şapka, eşarp ve eldiven üzerine oluyor. Deri eldiven ve her tür şapkadan ufak koleksiyonlarım mevcut. Şapka deyince ilk tercihim Borsalino elbet ancak kendime yakışan her şapkayı alıyorum diyebilirim. Eşarpta favorilerim Hermes ve Vakko. Çantamda devamlı bir eşarp bulunur ve bunları canım sıkıldıkça ya boynuma, ya bileğime ya da kafama takarım farklı şekillerde.
Gelelim kıyafet ve aksesuar dışındaki notlara... Şanslıyım ki teknolojinin neredeyse her ürününü kullansam da aslında pek düşkünü değilim. Örneğin hala Iphone 5S kullanıyorum ve telefonun hala bazılarının gözünde bir statü sembolü olduğunu görüyorum üzülerek. O yılları Nokia döneminde kapatmamış mıydık oysa? :) Şimdiye kadar tüm telefon ve bilgisayarlarımı bozulana dek kullandım. Eldeki teknoloji ihtiyaca cevap vermiyorsa elbette değiştirilmeli ancak tıkır tıkır çalışan bir laptop veya telefonu örneğin, iki sene geçti veya yeni modeli çıktı diye yenilemek bana oldukça saçma geliyor. Herkes geleneksel moda harcamalarını gülünç buluyor ancak bence insanların en çok dikkat etmesi gereken harcama; teknoloji modası... Asgari ücretle çalışmasına rağmen her yeni modeli çıktığında Iphone'unu yenileyen insanlar mı desem, bir lovemark olan Apple'a bağlılığı sebebiyle neredeyse tuvalet kağıdı çıkarsa evine onu sokacak tüketicilerden mi bahsetsem bilemiyorum. 
İşte tam da bu yüzden alışveriş çok kişisel bir konu diye başladım yazıma. Ben kitapçıdan sıfır kitap alıp ilk okuyan kendim olmayı severken, sahaflardan, kütüphanelerden kitap almaktan mutlu olan insanlar var. Kindle'dan okumayı sevenleri de unutmayalım. Ben Louvre'un kitapçısından moda tasarımı coffeetable kitapları almayı severken, en yakın arkadaşım La Fayette'de dolaşmayı seviyor olabilir. İşte en önemli nokta da burada yatıyor. Kendinizi ve alışkanlıklarınızı tanımak ve alışveriş stratejinizi buna göre oluşturmak. Şapkanızı kenara koyup bunları düşünmezseniz, bol alternatifli bir alışveriş vahasına düştüğünüzde gayri ihtiyari afallar ve muhtemelen asla kullanmayacağınız birçok parça ile alışveriş bütçenizi tüketirsiniz. Herkese stratejik alışverişler dilerim :)

1 comment:

  1. Tam olarak uygulanası, çok güzel bir yazı olmuş. Sevgiler :)

    ReplyDelete

Thanks for your comments! Google hesabiniz yoksa "Anonymous"a tiklayarak yazabilirsiniz. Yorumlariniz icin tesekkurler :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...