Wednesday, 30 December 2015

Happy Birthday StylishTimes - 5 Years! :)


Bir ay gecikmeli bir yazı bu... Kasım 2010'da, Kanlıca'daki evimizin salonunda başlayan bir macera Stylishtimes... Annemler bayram tatili için yurtdışında, ben ise bayramdan hemen sonra bir iş seyahatine çıkacağım için bayramda İstanbul'da kalıp biraz dinlenme düşüncesinde. Tabii benim dinlenmem, farklı alanlarda da olsa yine çalışmakla oluyordu... Anneannem, ben ve köpeğimiz Chucky salonda oturmuş çay keyfi yapıyorken, seyahatlerimi, yurtdışında katıldığım prestijli davetleri, fine dining tecrübelerimi ve moda konusundaki bilgimi neden daha fazla insanla paylaşmıyorum dedim ve Stylishtimes.net'i açtım.  Daha dün gibi olan bu 2010 Kasım'ından bugüne kadar neler neler yaşandı, insan geriye dönüp bakınca gerçekten inanamıyor. Her zaman globalliği hedeflediğim için bloğumu açtığım günden beri gerçekleşen tüm uluslararası moda haftalarına katıldım ve Londra, Milano, Paris gibi şehirlerde Prada, Burberry, Fendi gibi moda devlerinin defilelerine konuk oldum. 5.senede bir ilk de gerçekleşti ve daha önce katılmamış olduğum New York Moda Haftası'na da katılarak, dünyanın en önemli 4 moda haftasına da katılmış oldum. Michael Kors ve diğer Amerikalı tasarımcıların defilelerinde, çok sevdiğim yabancı bloggerlar Leandra Medine, Camilla Coelho gibi isimlerle tanışmak, onlarla sektör ve moda hakkında sohbet etmek çok keyifliydi.
5 sene boyunca bloğumun en ilgi çeken bölümlerinden biri de, Paris Hilton, Zuhair Murad, Coco Rocha gibi dünya starları ile yapmış olduğum röportajlardı. 5.yılda Anna Beatriz Barros ile yaptığım röportaj yine oldukça ses getirdi. Son yıldaki bir diğer yenilik ise erkek modası bölümünü açmamız oldu. Bilgi Üniversitesi'nde Moda Gazeteciliği dersimi alan öğrencilerimden, disiplinli ve moda zevkine güvendiğim Bahar, İrem, Aydan ve Elif ile, okul dönemi bittikten sonra güzel bir ekip olduk ve erkekler için moda çekimleri ve Barış Arduç gibi ünlü isimlerle röportajlar yaptık.

Elbette bu kadar okunan bir blog sahibi olunca, beşinci yılda da, birçok yerli ve uluslararası firma ile de güzel işbirliklerine imza attık. Bu senenin bir diğer güzel yanı da, kalemimi ve seçtiğim konuları çok beğenen Cosmopolitan dergisinden yazarlık teklifi almam ve sekiz aydır her ay, bazen ayda birkaç yazı ile, moda, güzellik, ilişkiler ve hayatla ilgili yazılarımla Cosmopolitan dergisi okuyucuları ile buluşuyor olmam.

5 yıl gerçekten de göz açıp kapatıncaya kadar geçiverdi. Aslında aklımda çok büyük bir kutlama yapmak vardı Kasım ayında ancak malum, geçen ay yaşadığımız acı kayıp, on iki buçuk senedir bizimle olan köpeğimiz Chucky'nin vefatı sonrası içimden hiçbir şey yapmak gelmedi ve 6.seneye, blog hayatım boyunca beni destekleyen ailemle birlikte ufak bir pasta keserek  başladık. 5 önemli bir sayı elbet ancak umarım Allah daha nice beş yılları görmeyi nasip eder. Yayına başladığı günden beri Stylishtimes.net'e inanan, vizyonu ile beni her zaman sevdiğim işi yapma konusunda destekleyen ve aile şirketimizdeki görevimi aksatmamaya çalışırken kimi zaman düştüğüm ikilemlerde beni hep motive eden sevgili Babacığıma da buradan ayrı bir teşekkür gönderiyorum. Bir maşallah da ekleyerek :)

En büyük teşekkür ise siz sevgili okuyucularıma ve sosyal medyadaki değerli takipçilerime. Bir bloğu hakkını vererek hazırlamak, -moda başkentlerinde olmak kulağa güzel gelse de- bayram, doğum günü demeden moda haftalarına seyahat edip içerik hazırlamak, önemli trendleri uygulamalı göstermek için çekimler yapmak ve bırakın Türkiye'yi dünyada bile sayılı kalmış yazı yazan/yazabilen bloggerlardan biri olmak oldukça zor. Tüm bu emeklerin karşılığı ise sizlerin blogdaki yazıları okuması, yorum bırakması ve sosyal medyadaki beğenileriniz. Sizler sayesinde hep daha iyisini yapmak üzere motive oluyor ve inandığım yolda aynı kalitede devam etmeyi başarıyorum. Umarım daha nice stil dolu, mutlu ve sağlıklı yıllar görürüz hep beraber.


Wednesday, 23 December 2015

Boot Town

acizme11_2
Fazla tevazu gösterince gerçek sanıldığı için bu sefer gerçekleri olduğu gibi söyleyeceğim :) Üzerimde görmüş olduğunuz Stuart Weitzman çizmeleri, geçen sene siyahını alarak ülkemiz moda severleri ile tanıştıran kişi bendim ve şu an birçok insanda görmenin mutluluğunu yaşıyorum. E-mail atanlar, kalıbını soranlar ve daha birçok ilgili kişiye elimden geldiğinde yardım ederek, ülkemiz kadınlarının, bu kaliteli kesime sahip çizmeyi giymeleri konusunda destek oldum ve bundan da oldukça mutluyum. Elbette olay çizmeyi almakla bitmiyor. Dizüstü çizme ile ilgili, önceki blog yazılarımda tavsiyeler vermiştim aslında ancak yeni birkaç bilgi vermem gerekirse, bu boy çizmeyi giymek isterseniz, öncelikle vücut yapınıza bakmanızı tavsiye ederim. Bacak boyunuz uzun değilse, boyunuz uzun dahi olsa, gerçekten boyunuzu kesebilecek bir model. Diyelim ki bacak boyunuz kısa ancak yine de giymek istiyorsunuz. O zaman mutlaka belinizi vurgulayan bir elbise veya yüksek bel etek ile giymenizi öneririm ki bacaklarınız daha uzun görünsün. Ve en önemlisi, bu çizme vamplık ve avamlık arasındaki hassas bir çizgi olduğu için, kombinlediğiniz kıyafetlerin feminen olmamasına dikkat etmenizi tavsiye ederim.
acizme10_
acizme13_

Monday, 21 December 2015

Gown for the Day

a3_
Uzun etek kavramının hayatımdaki yerini düşününce karşıma bomboş bir sayfa çıkıyor zira, en uzun tercih ettiğim etek boyu, midi ismi verilmiş olan diz altı dolaylarında gezen bir uzunluk. Uzun etek ve elbiselerim yok değil elbet ancak yanılmıyorsam iki-üç senede bir ancak giyebiliyorum. Uzun etek dediğin; ayağa takılır, yerlere sürülür, bir yere oturması dert kalkması dert. Dert de dert. İşte böyle düşünen biri olarak geçen akşam bir arkadaşımıza yemeğe giderken, Mert Aslan'ın NightZoom için tasarlamış olduğu pembe uzun elbisemi giydim. Aslında önceki hafta bir düğüne giyecektim ancak sonra bu kıyafeti günlük hayata da katabileceğimi hissettim ve bu yönde şans verdim. Ev sahipleri şaşırdı tabii beni tuvalet kıvamında bir elbise ile karşılarında görünce. Ancak altına giydiğim ayakkabı sayesinde onlar da bir farklılık peşinde olduğumu anladı ve inanır mısınız; bundan sonra bazı akşamlar, uzun elbiseleri dolapta nöbetten kurtarıp hayatın günlük rutinine katmaya karar verildi, o gece evde bulunan hanımlar tarafından... Unutmadan, elbisemi tamamladığım mantom Max Mara'dan ve onu da ilk kez görüyorsunuz. Neden? Cevap boyunda gizli :)
a6_

Thursday, 17 December 2015

Fotoğraf Çekerken Çektiklerimiz

8_1
Ülkemizdeki anlayışa göre "fotoğraf çekmek sadece turistlere özgü bir davranıştır". Bundan dolayıdır ki, örneğin İstinye Park'ta gündüz vakti, bir kız arkadaşınız sizin resminizi çekiyorsa, yanınıza birkaç yurdum erkeği yanaşıp "ikinizi çekebilirim isterseniz" diye yardım önerisinde bulunabilir, siz "yok biz birbirimizi çekiyoruz" dediğinizde ise "Azerbaycan'ın neresindensiniz?" gibi bir soru ile sohbete devam edebilirler.
Böyle bir ülkede stil bloggerlığı yapmayı deneyin. Üstelik Instagram'dan önceki dönemde bu işi yaptığınızı düşünün bir de. Yani henüz herkeste resim çekme sevdası başlamamış, bir mekanda resim çekmeye kalktığınızda "ay rezil olacağız" şeklinde arkadaşlarınızın uyardığı dönemi. Ben bırakın instagramı, blog dönemim başlamadan önce de, neredeyse çocukluğumdan beri, anı biriktirmeye meraklı biri olarak kimi zaman bu anılarımı kalemimle ölümsüzleştirirdim, kimi zaman da fotoğraflarla. Fotoğraf makinam olmayan bir dönemi hatırlamıyorum, öyle söyleyeyim. Ve sonucunda ne oldu? O güzelim akıp giden zamanların her bir hatırası şu an benimle beraber ve geçen her yeni yaşımda bana eşlik ediyor.
Bundan dolayıdır ki, sokakta, restoranda, evde, fotoğraf çekmek isteyen insanları yargılamayın. Mekanlar, şehirler yıllarca hep aynı kalıyor ancak insanlar... İnsanlar her sene değişiyor, bazen aramızdan ayrılıyor, bazen de aramıza yenileri katılıyor. Bu güzel hatıraları ölümsüzleştirmek varken fotoğrafı ayıplamak neden?
4_5
10_

Monday, 14 December 2015

Beslenebiliyor musunuz?

YEMEK1_
Şu an ofiste önümde dün gece 12'de, sabaha hazır olsun diye pişirdiğim zeytinyağlı kabak yemeğim ve etsiz marul salatamla kendimi hayvansal gıdalardan yani direk söylemek gerekirse kırmızı etten uzak tutmaya çalışıyorum. Neden? Çünkü fazla kırmızı et, kötü niyetli hücrelerin oluşmasına sebep olurmuş. Peki ama durun! Bende demir eksikliği var. Eti azaltırsam nasıl alacağım demir? sorumla "İlaç al Ayşegül" cevabını yemem bir oluyor. "Ben proteinsiz doyamıyorum ama" serzenişimin cevabı da "mercimek ye şekerim" oluyor. Biliyorsunuz tavuğu zaten yiyemiyoruz, zavallı hayvanlarla ilgili çıkmadık söylenti kalmadı. Elimizde sadece balık ve kırmızı et var. Onlarda da yok "çok hayvansal" yok "zararlı metaller dolu" lafları arasında boğulma tehlikesi yaşıyoruz. Üstelik Karatay Hoca, eti savunuyor, o sebeple kimse etime dokunmasın lütfen. Kendisi ayrıca "ekmek yiyeceğinize ceviz yiyin" diyor. "Bak bu pek güzelmiş" diyorum kendi kendime. "Karbonhidrat zaten pek sevmem, cevizi de severim, bunu uygulayacağım" diyorum. Bu iyimser düşüncem menemeni cevizle yemek zorunda kalana kadar devam edebiliyor ancak.

Saturday, 12 December 2015

Forgotten

 
Son dönemki yoğunluklardan, aslında birçok look'u sizlerle paylaşmayı atladığımı fark ettim ve hemen onları toparlamaya başladım. İlk paylaşımım benim için oldukça özel bir günden. Bildiğiniz üzere geçen ay H&M ve Balmain işbirliği olan koleksiyon mağazalarda yerini aldı ve saniyeler içinde tükendi. Halka satış başlamadan yapılan VIP daveti öncesi, ben H&M showroom'undan favori parçalarımı seçtim ve davete bu kombinimle katıldım. Her bir parçasına bayıldığım koleksiyondan benim seçimim, yeşil taşlı yüzük, deri pantolon ve çizgili ipek gömlek oldu. Bu parçaları, Gianvito Rossi ayakkabılarım, Bulgari çantam ve Kenneth Jay Lane küpelerimle tamamladım.
 

Thursday, 10 December 2015

Ready for Cold Winter? (no!)

a_pinko2
 
Soğuk kendini artık iyice hissettirirken, söz konusu giyim olunca ben yine işin içine biraz eğlence katmaktan geri alamıyorum kendimi. H&M Balmain koleksiyonundan aldığım yapay kürk ceketimi, sevgili Arzu Sabancı'nın hediyesi Pinko eteğim ile kullandım ve altına, yıllar önce Paris'den aldığım Michel Perry çizmelerimi giydim. Bootie ve diz üstü çizme giymeye o kadar alıştım ki, bu boy çizmeyi hayatımdan tamamen çıkarmıştım. Oysa dün bu kıyafetimle bu çizmeyi çok yakıştırdım, artık bol bol giyerim :) Herkese güzel bir gün dilerim. 
a-_pinko4
a_pinko15

Monday, 7 December 2015

Back

1_
I gave a 2-week break to writing due to the loss our dog but now it is time to go back to the daily routine of our lives and work as much as we can in order to make a better living and help others who are in need; people and/or animals. This week's first blog post comes from almost 2 months ago. Myself and few other blogger friends of mine spent the weekend at Hilton Bomonti and Sarper Kesim took some great shots of my look of that night. I wish you all a great week!


3_

Saturday, 21 November 2015

Chucky

.

Dün belki de hayatimin şimdiye kadarki en kötü günüydü. 4 kişilik çekirdek ailemizin 12,5 yıldır 5.üyesi olan, tüm ailemizin ve sevdiklerimizin bayıldığı Chucky'miz, dün itibariyle aramizdan ayrıldı. 

Bir yaz günüydü, kardeşim Zeynep, kucağında 2 aylık bir Golden Retriever ile evin kapisini çaldığında. Köpekleri uzaktan seven ama küçükken sokak köpegi tarafından ısırıldığı için köpekli eve dahi giremeyecek kadar köpekten korkan annem, bu manzarayi görünce kapiyi yüzlerine kapatiyor.(tabii annem o esnada, bu minik Golden sayesinde tüm köpek korkusunu silip ileride, sokaktaki her cins köpege sarilacagindan bihaber) Zeynep bahçede, kucağında bu minikle babamizin isten gelmesini bekliyor. Sonrasinda babam ve Zeynep, anneme "bi yüzüne bak ne kadar tatli" diye ikna etmeye calışıyor. Annem inanilmaz sevgi dolu ve yufka yürekli bir insandir. Tabii ki dayanamiyor ve balkonda uyumasina izin veriyor; ama sadece o gecelik. Ertesi gün geri götürülmek şartıyla. Elbette ertesi gün olunca "bir gün daha kalsin, sonra gidiyor" diye diye birkac gün geçiyor ve sonra Chucky ismini verdigimiz bu dünya tatlisi findik, evin icinde yerini aliyor, bir daha hiç gitmemek üzere. Annemin yemek sonrasi agzini sabunlu bezlerle sildigi, herkesten bolca sevgi gördügü, hastalanip klinikte kalmasi gereken günler disinda hicbir zaman evimizden baska yerde kalmayan ve her zaman evin icinde bizlerle yasadigi güzel bir ömrü oldu. Dünyanin en efendi köpegiydi belki de, onu taniyanlar da söyler hep. Kimseye zarar vermeyen, insanlara ve çocuklara bayilan, diger köpeklerle de dostca oynayan bir hayvandi Chucky. Hayvan demek de garip geliyor elbet. Birçok insandan çok daha insancil ve terbiyeli oldugunu bilince, köpek veya hayvan kelimeleri garip kaciyor maalesef. Terbiye edilmedi bu arada Chucky hic. Tamamen ailemizdeki kurallar çerçevesinde kendisi ögrendi bilmesi gerekenleri. Golden'lar çok akilli derlerdi, gerçekten her dedigimizi anlayan ve kafasi yatarsa istediklerimizi yapan bir karakterdi o :) 

Ben Chucky ile eve geldigi günün gecesi tanistim. Kardesim aradi "haydi eve gel, evde yeni biri var artik" diye. Gece geldigimde, yataginda uyuyan bembeyaz bir bebekle tanisiyordum. Öyle bebekti ki galiba ilk havlamasini benim yanimda yapti. Balkonun camindaki yansimasini baska bir köpek sanip minik sesiyle havlamaya calismisti.
O günden beri de Zeynep'le benim kardesim, annemle babamin evladi oldu Chucky. Kendisinin akrabalik iliskileri bununla sinirli kalmadi. Yakisikliligi ve iri yapisi ile herkesin hayranlikla baktigi Chucky'miz, Nalan isminde, tam da kendi gibi beyaz bir Golden ile bebekler yapti ve bu sayede soyunu devam ettirebildi. Bu bebeklerden en hareketli olan kizi babam kapip eve getirdiginde dünyalar bizim oldu. Shelly ismini verdigimiz bu bebekle bir yaz gecirdik zira Chucky bir süre sonra gördügü ilginin azalmasi ve erkek köpeklerin dogasi geregi Shelly'nin kizi oldugunu anlayamayip ikinci plana atildigini düsünmesi ile birlikte tüy dökmeye basladi ve biz de elbette Chucky'mizin üzülmesine dayanamayip Shelly'i tanidigimiz bildigimiz ve iyi bakacagina inandigimiz bir aileye verdik.

Chucky ile ilgili mutlu bir diger detay da canım yeğenim Kerim'le tanisip oynamis olmalari. Kerim onun son 2 yilina yetisti belki ama beraber harika günler gecirip harika oyunlar oynadilar. 

12 sene boyunca hayatimizdan geçen herkesin taniyip çok sevdigi, inanilmaz kuvvetli, cevik ve hicbir önemli hastalik geçirmemis Chucky'miz, yaklasik 6 ay önce hastalandi ve maalesef verdigi yogun mücadeleye ragmen bu hastaliktan kurtulamadi. Chucky'ye evladi gibi bakan annem ve babam en büyük üzüntüyü yasiyor elbet. Seyahate gittiklerinde dahi ne bir köpek oteline ne de baskasina emanet edemedikleri  en iyi arkadaslari artik bu dünyada degil. Onlar seyahatteyken her zaman Chucky ile birlikte kalan Anneannem de çok üzgün, "bir kez daha görebilseydim keske" diyordu dün, görmek için klinige geldigi sirada bizden gelen "kaybettik" telefonunu aldiktan sonra. Kerim Chucky'nin hasta oldugunu biliyordu. Daha üç dört gün önce, Cumartesi günü Chucky klinikten annemlere geldiginde benimle onu ziyarete gelmis, birlikte oynamaya calismistik köpegimizle. Chucky'nin ne kadar kilo kaybetmis oldugunu, guçsüzlükten kolunu zar zor kaldirdigini ama yine de bizimle oynamaya çalistiginin farkindaydi elbette Kerimcigimiz de. Ama o da çaktirmadi Chucky'ye durumu. Onunla oynadi, "Aysegul gel biraz da sirtini sevelim" deyip etrafinda dolandi durdu. Dün annesi yani Zeynep ona demis "Chucky ormana gitti biraz dolasacakmis arkadaslariyla". Çok sinirlenmis Kerim. "Gitmesin ormana falan. Evinde otursun" diye parmagini sallayarak bagirmis. Ve biz, Zeyneple ben. Dün sabahtan beri basinda olan biz, dün son nefesini verirken kafasini oksayarak Chucky'mizi rahatlatmaya calisan biz elbette büyük bir travma yasiyoruz. Genelde bos baktigi ve hicbir sey yapmaya mecali kalmadigi son saatlerinde, bir yandan serum bir yandan oksijen esliginde hayata tutuaya calistigi o son gününde, bazi dakikalarda gözleriyle etrafi inceliyor, bana ve Zeynep'e bakiyor ve belki o da bizlerle geçirdigi güzel günleri yad ediyordu. Annemle babam agirlastigi duyar duymaz yurtdisindan dönmek için uçaga binmek üzereyken Zeynep annemizin sesini dinletiyor Chucky'ye. Belki de annesinin sesini de duymus olmanin verdigi huzurla artik bu dünyaya yavas yavas veda ediyor, son havlamasini onu bizlere getiren Zeynepciginin yaninda yapiyor ve Zeyneple benim kollarimda bu dünyaya veda ediyor. 

Yasadigimiz üzüntü ve aci gercekten tarif edilmez, herhalde bunu ancak yasayan bilir. Bizde gözyasi kalmadi artik aglamaktan... Ancak hayatin bir gerçegi elbette ölüm. Sadece ailemizin bireyi haline gelmis evcil hayvanlarimiz degil biz insanlar da vakti geldiginde bu dünyadan ayriliyoruz. Bundan dolayi en büyük tesellimiz Chucky'nin birçok insanin dahi yasayamadigi kadar güzel bir hayat yasamis olmasi. Canlilarin feci sekilde de can verebildigi bu dünyada, eceliyle, biz ablalarinin kollarinda, anne ve babasinin müthis sevgisini hissederek bu dünyadan ayrilmis olmasina sükrediyoruz. Cansiz bedenini severken, onu eriten hastaligina ragmen hala capcanli olan altin rengi tüyleri ve tüm yakisikliligi ile yüzümüze üzüntü ile karisik bir tebessüm kondurdu Chucky'cik. Bugün anne ve babasi onu topraga veriyor. Devamli atak ve cevik olmaya calismis ancak hastaligin son zamanlari artik ayaga kalkmaya mecali kalmayan ve buna olan üzüntüsünü gözünden akan yaslarla ifade eden Chucky'miz artik özgürsün. Artik eskisi gibi kosabilir, sIkinti cekmeden bizleri izleyebilirsin. Kim bilir belki baska bir köpek olarak yeniden dogdun bile. Insallah sana bizim kadar iyi bakar ve seni en az bizim kadar severler. Biz seni hep ama hep sevmeye devam edecek ve çok özleyecegiz güzel gözlüm... 20.11.2015

* Chucky'nin hastaliginin son günlerindeki kan arayisimizda bizlere yardim eden, vefatina üzülüp mesaj gönderen tüm dostlarimiza ve sosyal medyadaki okuyucu/takipcilerimize çok çok tesekkur ederiz. Sizin mesajlariniz sayesinde üzüntümüzü paylasabiliyor ve biraz olsun rahatliyoruz. 

bebek chucky
Chucky bebekken

.
Chucky 7 aylıkken

Jan'14

chucky kero
Kerim ve Chucky oynarken

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Monday, 16 November 2015

Coloring Monday

2_1

Happy Monday everyone! I know, I have been quite lazy on posting recently, usually one post per week for the last month. But I have been very busy with my export job and personal matters, and that is why couldn't write as much as I wanted to. Today, I was actually going to post another outfit but ran into a look from last year which is very colorful and fun so I decided to start the week with that.
Herkese öncelikle güzel bir hafta dilerim. Son bir ayda bloğa yazı sıklığımda düşüş olduğunun ben de farkındayım. İhracat işimin yoğunluğu ve özel hayatımdaki dertler ile boğuşurken bir yandan da sizler için kaliteli içerik biriktirmeye devam ediyorum aslında. Bugün sizinle başka bir look paylaşacaktım ancak, geçen seneden yayınlamadığım bir kombin çarptı gözüme bilgisayarda ve renklerin canlılığı ve desenin eğlencesi sebebiyle Pazartesi'ye uygun olduğunu düşündüm.
blog4

Monday, 9 November 2015

Long Weekend at the Countryside

a0
29 Ekim Bayram tatilini fırsat bilip tüm aile soluğu şehre çok yakın olan hafta sonu evimizde aldık. Seçim gününe kadar harika birkaç gün geçirdik ve iki günde bir görsem de deliler gibi özlediğim yeğenlerimle iyice hasret gidermiş oldum. Muhteşem bir sonbahar manzarası eşliğinde geçen bu güzel günlerde, fotoğraf çekmeyi elbette ihmal etmedim :)
a5 a3

Monday, 2 November 2015

Daytime

 Last week, I had an important in the morning and then lunch date with my dear friend Meltem. I wore my Chanel jacket and Stuart Weitzman above the knee boots. Dior accessories (bag, bracelet and earrings) were the finishing touches.


Sunday, 25 October 2015

Backstage of our Men's Fashion Photo Shoots

Bu senenin başında açmış olduğumuz Erkek Modası bölümümüz için birçok ünlü isim ve modellerle farklı styling çalışmaları ve röportajlar yaptık. Şimdi de sıra, bu çekimlerin perde arkası fotoğraflarında. Röportajları henüz okumadıysanız Barış Arduç için buraya, Cem Gelinoğlu içinse buraya tıklayarak tüm fotoğrafları görebilir, içeriği okuyabilirsiniz.

Thursday, 22 October 2015

Milan Fashion Week - Look 3

a0_
Here is my look on the way to Missoni runway Show at Milan Fashion Week
Milano Moda Haftası'nda Missoni defilesine giderken havanın güzelliğinden faydalanıp yazlık parçalar ile sonbahar koleksiyonlarını bir arada kullandım :)
a0_ek_
a15_

Thursday, 15 October 2015

Milan Fashion Week - Look 2


 Prada defilesine giderken karşılaştığım Emircan Söksan'ın Duomo Meydanı'nda çektiği bu kareleri ben çok sevdim, ya siz? :)
My second look at Milan Fashion Week for Prada runway Show.

Tuesday, 13 October 2015

My Collaboration with Mango

Eylül başında beni oldukça tatlı bir heyecan bekliyordu. Çok sevdiğim, dünyanın en meşhur hazır giyim markalarından Mango ile harika bir işbirliği konusunda anlaşmıştık ve bunun için oldukça yoğun bir çalışma içine girmiştik firma ile birlikte. Mango'nun 1 Eylül'de Esma Sultan'da yapacağı defileye, stil sahibi olan 10 arkadaşımı davet edecek ve onlara Mango'nun defile koleksiyonlarından seçtiğim özel parçaları hediye edecektim. Misafirlerim için hediye seçimi yaparken mağazada ve defile günü backstage'de yanımda Şamdan Plus dergisi vardı ve bu esnada hem güzel çekimler yaptık hem de benimle detaylı bir röportaj yaptılar.
I am very happy to share with you the details of my collaboration with Mango in the beginning of September. I have invited 10 special guests to Mango runway Show which was on the 1st of September and chose gifts for them to wear at the Show which was a great adventure. Before the runway Show, we entered the backstage and I introduced my guests with Ana Beatriz Barros. During my styling journey at Mango store and at the backstage of the runway Show, the famous magazine Samdan Plus team was with me and they took great photos to use in the pages of their 6-page interview with me. Here are the photos from my team's camera! (The in-store photos belong to Samdan Plus)
Berrin Okçu - Zeynep Köseoğlu - Ayşegül Uluç - Ana Beatriz Barros - İdil Tatari - Evelize Kosif


Wednesday, 30 September 2015

Milan Fashion Week - Look 1

Milano Moda Haftası'na katılmak üzere 23 Eylül'de yani doğum günümde Milano'ya vardım. Ertesi gün, saat 12.30'da ilk defilem Fendi idi. Fendi defilesine gitmek üzere yola çıkmışken sevgili Emircan Söksan harika fotoğraflarımı çekti. Emircan, Vogue Türkiye sokak stili sayfalarını hazırladığı için tüm hafta boyunca oradaydı ve benim diğer kıyafetlerimle de bolca fotoğrafımı çekti. Bundan dolayı blogda takipte kalın, tüm fotoğrafları ve detaylarını burada paylaşacağım. Umarım bu ilk look'umu beğenirsiniz. Herkese harika bir gün dilerim :)

Tuesday, 29 September 2015

Interview: Ana Beatriz Barros

 Sonbahar'ın ilk günü önemli bir randevum vardı. Mango defilesi için İstanbul'a gelen ünlü Brezilyalı model Ana Beatriz Barros ile buluşup siz Stylishtimes okuyucuları için kendisiyle röportaj yapacaktım. Her hafta sonunu seyahat ile geçirmiş olduğum yaz döneminden hemen sonra 34 beden Ana ile buluşmak bende biraz endişe yaratmadı desem yalan söylemiş olurum. Üstelik 1.82 metrelik boyu ile olayı cidden farklı bir boyuta taşıyordu Ana. Victoria's Secret podyumunda yürümüş bir top model ile kendimi karşılaştırmak değildi amacım elbet ancak, birçok marka ile işbirliği yapıp, en yeni sezon trendlerini üzerimde uygulamalı paylaşan bir blogger olarak, bu röportajın fotoğraflarında da ülkemi iyi temsil etmek ve okuyucularımın yüzünü güldürmek istiyordum şüphesiz. Normalde giymeyi pek tercih etmediğim platformlu Louboutin'lerimi çıkardım, aslında kilo gösterme anlamında oldukça riskli olan ancak çok sevdiğim için beni mutlu edeceğine inandığım simdisenincom elbisemi giydim ve Swissotel'in yolunu tuttum. Ana Beatriz tüm gün çekim ve röportajlar yapmış olmanın verdiği yorgunluğa rağmen oldukça enerjikti. Kendisi ile yaptığım sohbette öncelikle nerede yaşadığını sordum. New York, birçok Avrupa kenti ve nişanlısının memleketi Mısır'da olmak üzere birçok yerde yaşadığını söyledi. Bu kadar yoğun çalışma ve kıtalararası evler onu yormuyor muydu? "Günün birinde emekli olmayı düşünüyor musun?" diye sorduğumda "Sağlığım ve fiziğim izin verdiği müddetçe modellik yapmaya devam edeceğim" dedi. Benim top modellerle ilgili en merak ettiğim konuların başında favori kampanyaları geliyor. "Loreal, Chanel makyaj kampanyası, Victoria's Secret ve elbette Pirelli takvimi" diye cevaplıyor bu sorumu. Akşam defilesine çıkacağı Mango ile ilgili ise çok güzel düşünceleri var. Özellikle kot pantalonların kesimine ve rahatlığına bayılıyormuş. Kendisi ile bu güzel sohbetimizi, akşam defile kulisinde görüşmek üzere sonlandırdık. Bir sonraki yazımda sizi Mango defile backstage'ine götüreceğim ve sizlere Mango ile yapmış olduğum projeyi anlatıp, hem davetlilerimin hem de Ana Beatriz'in birçok farklı fotoğrafını paylaşacağım...
In the very first day of Fall, I had an important meeting. I would meet Ana Beatriz Barros who was in Istanbul for Mango runway show. Being a tall girl myself, the only time I feel like a little plant is when I interview top models. I always claim to like that rare feeling but the reality is that I googled the height of Ana (1.82) and picked my highest heels from the wardrobe and headed to Swissotel Bosphorus to meet her. She had been shooting whole day but you could see no signs of that on her face or at her attitude. I immediately ask her where she lives. "New York, Europe and I travel a lot to Egypt as my fiancee lives there" she says. Any plans of retirement? "I love my job and plan to continue as long as I can" she replies cheerfully. My all time favorite question to top models is asking about their favorite campaign and Ana Beatriz was no exception. Her answer was actually more or less as I anticipated. "Loreal and Chanel make-up campaigns, Victoria's Secret and Pirelli calender".  My final question was about Mango. Her favorite at Mango is their jeans. She loves the cuts and comfyness of the denim collection of Mango. Later in the evening, we would meet again at the backstage of Mango runway show where I would introduce her to my friends who were my special guests that night due to my collaboration with the brand. Our backstage adventures, more photos with Ana Beatriz and details of my Mango Project will be published here on my blog very soon. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...