Tuesday, 18 August 2015

Summer Black

 Bu yaz siyaha takıldım desem yeridir. Normalde kışın gri, siyah ve bej ekseninde dolaşan stilim yazın beyaz ağırlıklı giderken bu sene elim devamlı siyah kıyafetlere gidiyor. Oysa, tarihimin en bronz günlerini yaşıyorum ve açık renkleri kullanmak için bundan güzel zaman olamaz. Yine bir siyah günüydü ve ben bu kıyafeti yine siyah Bottega ile tamamlamıştım :) Bundan sonraki stil yazımda siyah giymeyeceğim, söz!

Wednesday, 12 August 2015

City!

 Being back in the city after 10 days, I immediately took out my favorite bag and boots and combined them with summer outfits.
 

Wednesday, 5 August 2015

Shopping Habits


Alışveriş dünyanın en kişisel konularından biri bana sorarsanız. Fazlasıyla hafife alınmış ve başı bol bırakılmış bir konu olduğu için belki de, dünyada bir tüketim çılgınlığı ve kredi kartlarında biriken borçlar söz konusu. Apple, Louboutin ne yaparsa alırımcılardan, nasılsa uyguna alışveriş yapıyorum deyip H&M, Mango'dan çıkmayan ve kasada 1000 TL'ye yakın para ödeyen insanlar belki biziz, belki yakınımız. Kimi ayakkabı hastası, kimi kırtasiye malzemesi... Kimi masa üstü kitap koleksiyoneri, kimi vintage çanta... 

Ben alışverişte hep ne istediğini bilen biriyim kendimi bildim bileli. Her alanda alışveriş yaptığım markalar bellidir ve genel bir stratejim vardır. Kıyafet alışverişinde, yıllar içinde dolabımdaki tüm demirbaşları tamamladım örneğin. Burberry trençkotum, rugan Louboutin ayakkabım, Chanel ceketim, Lady Dior çantam gibi ürünlerin alanındaki en iyi markalardan alınmış en klasik modeller, ilk yatırımlarım oldu hep. Klasik markalar dışına çıkmıyor musun? diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Genç tasarımcıları, farklı markaları hep takip ederim. Özellikle Paris'in bu alanda bir vaha olduğuna inandığımdan, Paris Moda Haftası'ndaki takvim ve takvim dışı defilelerde adı sanı fazla duyulmamış tasarımcıların defilelerine bile giderim vakit oldukça. Ülkemizde de dönem dönem Galata, Nişantaşı ve Karaköy'de ürünleri sergilenen yeni markaları incelerim. İncelerim de satın alır mıyım? Burada bir diğer stratejim devreye giriyor. Eğer ben, çıkış yapmak üzere olan bir tasarımcıdan alışveriş yapacaksam, bu markanın fiyat seviyesi beni çok ilgilendiriyor. Maalesef ülkemizde, 4-5 sene önce Galata'da karma butik modası çıktığından beri insanlar tasarımcı ürününden kaçar oldu. Sebebi ise fahiş fiyatlar. Yerli tasarımcıya karşı bir anda oluşan ilgili sebebiyle, bu genç markaların çoğu fiyatlarını Isabel Marant seviyesine çıkarıverdi. Bundan dolayıdır ki, gerek yurt dışında, gerekse ülkemizde, "high fashion" seviyesinde fiyatlandırılmış genç tasarımcı ürünlerine mesafeliyim, alışveriş anlamında. 
"high fashion" dediğimiz büyük modaevlerinden yaptığım alışverişlerde de bir stratejim var elbet. Ürünlerin Avrupa'da üretilmesine özen gösteriyorum örneğin. Zara'da Türkiye veya Portekiz üretimi bir bluzun 10 katı fiyatına bir tasarımcı parçası alıyorsam, bir zahmet kendisi Çin'de üretilmeyiversin. Zara demişken, kimine göre uygun fiyatlı alışveriş adresi, kimine göre indirim beklenilesi bu marka sayesinde hepimiz, trendleri anında giyebilir olduk. Bu markadan da alışveriş yaparken Türkiye/İspanya ve Portekiz üretimi dışındaki ürünleri almıyorum. Almadığım diğer şeyler ise ayakkabı ve çanta. Bu iki alanda biraz marka takıntım olduğunu kabul etsem de, Zara'dan aldığım ayakkabılar ile hiç rahat edemiyor oluşum da buna etken. 
Yurtdışında alışveriş benim için oldukça rahat. Paris, Londra, Milano ve New York dışında bir şehirdeysem kesinlikle alışverişe bakmıyorum bu ilk madde. Saydığım dört şehirde de bir rutinim var. Önce hangi mağazalar gezilecek, hangi ürünler saptanacak, sonra hangi yerel markalara bakılacak ve sonunda neler alınacak. Bunların çoğu tıkır tıkır işleyen bir plan gibi. Bir şey alma ihtiyacım olmasa bile, beğendiğim birkaç yerel markanın yanı sıra, büyük modaevlerinden birkaçına mutlaka bakarım zira her şehir ve hatta şehirdeki her mağaza farklı ürün getirdiği için, sold-out olmuş birçok ürünü bu farklı mağazalardan birinde yakalayabilirsiniz. Geçen ayki Londra seyahatimde iki gün içinde beş Chanel gezdim örneğin :)
Kıyafet, çanta ve ayakkabı dışındaki alışverişlerim genelde şapka, eşarp ve eldiven üzerine oluyor. Deri eldiven ve her tür şapkadan ufak koleksiyonlarım mevcut. Şapka deyince ilk tercihim Borsalino elbet ancak kendime yakışan her şapkayı alıyorum diyebilirim. Eşarpta favorilerim Hermes ve Vakko. Çantamda devamlı bir eşarp bulunur ve bunları canım sıkıldıkça ya boynuma, ya bileğime ya da kafama takarım farklı şekillerde.
Gelelim kıyafet ve aksesuar dışındaki notlara... Şanslıyım ki teknolojinin neredeyse her ürününü kullansam da aslında pek düşkünü değilim. Örneğin hala Iphone 5S kullanıyorum ve telefonun hala bazılarının gözünde bir statü sembolü olduğunu görüyorum üzülerek. O yılları Nokia döneminde kapatmamış mıydık oysa? :) Şimdiye kadar tüm telefon ve bilgisayarlarımı bozulana dek kullandım. Eldeki teknoloji ihtiyaca cevap vermiyorsa elbette değiştirilmeli ancak tıkır tıkır çalışan bir laptop veya telefonu örneğin, iki sene geçti veya yeni modeli çıktı diye yenilemek bana oldukça saçma geliyor. Herkes geleneksel moda harcamalarını gülünç buluyor ancak bence insanların en çok dikkat etmesi gereken harcama; teknoloji modası... Asgari ücretle çalışmasına rağmen her yeni modeli çıktığında Iphone'unu yenileyen insanlar mı desem, bir lovemark olan Apple'a bağlılığı sebebiyle neredeyse tuvalet kağıdı çıkarsa evine onu sokacak tüketicilerden mi bahsetsem bilemiyorum. 
İşte tam da bu yüzden alışveriş çok kişisel bir konu diye başladım yazıma. Ben kitapçıdan sıfır kitap alıp ilk okuyan kendim olmayı severken, sahaflardan, kütüphanelerden kitap almaktan mutlu olan insanlar var. Kindle'dan okumayı sevenleri de unutmayalım. Ben Louvre'un kitapçısından moda tasarımı coffeetable kitapları almayı severken, en yakın arkadaşım La Fayette'de dolaşmayı seviyor olabilir. İşte en önemli nokta da burada yatıyor. Kendinizi ve alışkanlıklarınızı tanımak ve alışveriş stratejinizi buna göre oluşturmak. Şapkanızı kenara koyup bunları düşünmezseniz, bol alternatifli bir alışveriş vahasına düştüğünüzde gayri ihtiyari afallar ve muhtemelen asla kullanmayacağınız birçok parça ile alışveriş bütçenizi tüketirsiniz. Herkese stratejik alışverişler dilerim :)

Thursday, 30 July 2015

Mastering Denim on Denim

 Denim became my favorite during my 20's. Yes, you read correctly. I was not a fan of denim during my teenage years. My grandmother, being a fashion designer, she was designing special looks for me and I was usually the only one with crepe shorts and blazer at birthday parties at high school years. I have always been perceived as the stylish or the chic one among other girls who were actually rocking their Levi's 501s. I had jeans obviously and I was rocking (kinda) them as well but in my own view, denim is a sexy element and without the attitude, nobody can do it well. When I think of my high school years, sexy was the furthest adjective to me since I was hanging out with guys in order to discuss football or was spending time at basketball practice as I used to play professionally at that time.
As a result, I am actually really very happy for having made peace with all kinds of denim at the right time :) and hopefully nailing it the way a self-confident, sexy woman should.


Wednesday, 29 July 2015

Simdisenincom on Sale

Birçoğunuzun hatırlayacağı üzere iki sene önce Simdisenin.com isimli bir e-ticaret sitesi açıp bir idealimi gerçekleştirmek istemiştim. "High fashion" denen büyük moda evlerinin ikonik parçalarının, bir veya iki kez giyilip dolabın bir köşesinde beklemesindense, birkaç tur daha atarak, ilk sahibinden sonra başka insanlara da mutluluk katmasına ve bu sayede, bütçesi kısıtlı moda severlerin de tasarımcı ürünleri giyebilmesine imkan vermek benim en çok inandığım düşüncelerden biriydi. İşte bu amaçla Simdisenin.com isimli siteyi kurdum. İlk başta sadece vintage olacak, bir kez veya hiç giyilmemiş tasarımcı elbiseleri ve ayakkabıları ile başlayan sürece, zaman içinde gelen talep doğrultusunda önce Pinko, Patrizia Pepe gibi markaların outlet mağazası eklendi ve daha sonra benim yurt dışından kendi ellerimle seçtiğim sıfır elbise ve tuvaletler... Şu anda outlet ve ikinci el butiklerimiz kapandı ancak sıfır elbiselerden elimizde bedeni tek kalmış olanlara inanılmaz oranlarda indirim uygulayıp size sunuyoruz. Web sitesinin yeni versiyonu yapılıyor ancak Simdisenin'in Instagram ve Facebook sayfalarını (ikisinde de @simdisenincom) takip ederseniz indirime giren ürünleri görüp tükenmeden email ile sipariş edebilirsiniz.
 
Bugünkü stil paylaşımımdaki elbisem de Simdisenincom sıfır elbise butiğinden dantel ve drapeli bir straplez elbise. Tamamlayıcısı ise elbette yeni Gianvito Rossi ayakkabılarım :)

Sunday, 26 July 2015

Göcek

 Göcek'e Haziran ayında iki kez gitmiş olmama rağmen blogda henüz bu güzel tatil beldesi ile pek fazla bir şey paylaşamadım. Bugün ilk look'u yani Vakko'nun Mare koleksiyondan seçtiğim parçalarla oluşturduğum bu güzel kombini sizlere sunuyorum. Instagram'da görüp çok beğendiğiniz bu look'daki mayo ve etek her zaman giyilebilecek harika parçalar.

Wednesday, 22 July 2015

Not the Usual Office Look

 Dressing up for office in summer may be painful. I am not even considering the bankers who have to follow certain dress codes which are closely examined by the HR authorities, but even people working at companies that have summer dress codes like ours, face difficulties. In our company, in summer you can wear casual outfits at work but obviously at the days of meetings, one should look proper so it is kind of up to the person to decide what proper office look in summer means. In the example above (laughter is allowed at this point of the article), she took casual to the next level. That day, having no meetings with clients, I took the edgy way and decided to wear whatever I want. Being a manager in tough business world for years, I have always acknowledged the importance of power dressing and I still do, but it was fun to experience a day at work with slippers and ripped jeans.

Yazın işe giderken giyinmek oldukça acı verici bir süreç. Hayatı kıyafetler içinde geçen ben bile bu konuda oldukça zorlanıyorum. Dikkat ederseniz ofis diyorum zira parmak ucu görünmeyecek ayakkabı şeklinde bir kıyafet yönetmeliğine sahip bankalar ve firmaları bu yazıda konu etmeyeceğim. Orada çalışan arkadaşların acısını yürekten paylaşıyor, kendilerine şimdiden en içten geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Reklam sektörü gibi takım elbise giyenin dışlandığı şirketlerden de bahsetmeyeceğim. Kimden mi bahsedeceğim? Yazları serbest kıyafete geçen bizim gibi şirketlerden. Bilen bilir, Amerika'da bazı şirketler "Casual Friday" uygulamasına tabidir. Bütün hafta döpiyes içinde gezen hanımlar ve kravattan sıkılan beyler için harika bir konsept. Bizim ofiste de bu "Casual Friday"in Casual Summer versiyonu uygulanıyor. Erkeklere kravat takma zorunluluğu yok ve kot pantolon giyilebilir. Ama geri kalanı biraz da çalışanın takdirine kalmış durumda. Pijama ile tişört arasındaki "serbest" bölgede yapacağımız seçimlerin, bizi gün boyu mutlu ve rahat ettirmesi dışında hala ofis ortamına uygun olması gerekmekte elbette. Resimde görmüş olduğunuz çalışan(resme bakıp gülmek serbest), serbest kıyafet serbestisi sınırına dayanmış gibi adeta. Gerçekten de sınıra dayandığım bir gündü zira, kumaş pantolon giymekten nefret eden biri olarak karşımda iki opsiyon var sabahları. Kot pantolon veya etek/elbise. "Serbest kıyafet" konseptindeki eteklerimin boyları ofis ortamına uygun olmadığı için gözler kalem eteklere çevriliyor. Kalem etek=avukat benim gözümde. Suits dizisini fazla izlemekten olsa gerek, kalem eteği ciddi toplantılı günlere saklayıp kot pantolonlara geçiyorum. Yazın pantolon giymek başlı başına bir eziyet aslında. Bu eziyete bir de giymeyi sevdiğim kotların neredeyse hepsinin yırtık olduğu gerçeği eklenince, bu işin olması gerekenden daha büyük bir eziyet olduğuna karar veriyorum o gün. Serbest kıyafetin amacı, biz çalışanları yaz sıcaklarında biraz olsun rahat ettirebilmek olmasına rağmen, canımın istediği-ofise uygunluk denklemini tutturma uğraşım sebebiyle sabahları dakikalarımı harcıyorum, çok daha verimli şeylerle uğraşabilecekken. (yazar burada instagram ve online alışverişi kastediyor galiba) "Giy bir penye elbise, çık git ofise" diyorsunuz biliyorum. Ama serde kombin yapma sevdası olunca, tek parça insanı kesmiyor maalesef.

Terazi burcu kararsızlığının üzerime kabus gibi çöktüğü o sabah, ani bir kararla "şu an canın ne giymek istiyorsa giy ve çık evden Ayşegül" dedim kendime. Sonuç gördüğünüz şekilde. Bu kıyafetle ofise gittiğim an aklıma, üniversitede okuduğum dönemde staj yaptığım meşhur denetim ve danışmanlık firmasının İnsan Kaynakları Müdürü geldi. Kaç sene olmuş ve hala bilinçaltımda yer tutuyor kendisinin kıyafet uyarıları. "Terliğinizi evde giyin" sesleri hala kulağımda. Tabii o zamanlar Facebook yok, kendisine klişe savunma olan terlik eşofman kombini ile milyar Dolarlık şirketler kurulabildiğini anlatamıyoruz. Eteğinin boyu, saçının bilmem nesi derken kadın gerçekten de bizi muma çevirmişti. Peki ben serbest kıyafet sınırını test ettiğim o gün ofiste rahat ettim mi? Valla etmedim desem yalan olur. Bir daha sınırı bu kadar zorlar mıyım? Hmmm. Sanmıyorum. O gün bir toplantım olmadığı için bu kadar deneysel bir tavır içindeydim ancak, özellikle müşteri veya tedarikçilerle yüz yüze geleceğiniz günlerde, mevsim yaz hava çok sıcak bile olsa, "power dressing" denen, iş hayatında büyük önem taşıyan kıyafet ile kendinizi daha güçlü konuma getirmeyi unutmamalıyız.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...